30 Temmuz 2011 Cumartesi

--------O Şimdi Asker 0-------

Her ne kadar her yazıyı bu blogta ben paylaşıyor olsam da ve sanki kendim bloğummuş gibi sahiplenmiş gibi görünsem de buranın bir "görünmez eli" var(dı).

Evet, o görünmezdi ve önümüzde bir 6 ay daha burada görünmeyecek. Bugün tüm arkadaşlarıyla beraber toplanıp asker öncesi ona (son bir kez) veda ettik. Asker sonrası da durum o ki çok fazla görüşemeyeceğiz.

It is over!I'm done.

Bugün bir şey daha anladım. Ayrılan yollar bir daha zor keşişiyor. Birileriyle zaman geçirirken o anın tadını çıkarman gerekiyor, daha sonradan dönüp pişman olmamak ve "Keşke" dememek için.

Sana hayırlı tezkerler "Invisible Man"

Sen benim hayatımda hep bir görünmezi oynamıştın aslında. Şmdi hakikaten yavaş yavaş hayatımdan çıkarken sana "Yolun açık olsun." demekten başka bir şey gelmiyor içimden. Zaten yanımdayken zar zor yakalayabildiğim ve görebildiğim kişiyle bundan sonra sadece şartlar elverirse, yol düşerse, binbir ihtimal biraraya geldiğinde karşılaşabilirim.

Arkadaşlıklar için söylenen ne kadar iyi söz varsa hepsi birer palavra aslında. İkimiz de aynı kavşağı kullanan sürücülerdik. Aynı zamanda, aynı kavşakta bulunmamız nedeniyle belli bir temasımız olmuş olsa da trafik ışığı yeşile yandı mı başka kavşaklara, beşka dönüm noktalarına ilerlememiz gerekiyor. İlerlemeliyiz; çünkü arka arabaların sürücüleri o iğrenç sesli kornalarını çalmamalılar. İlerlemeliyiz; çünkü az ötede bizi bekleyen, belki de beklemekten yorulan bir başka sürücü var. Ve yine ilerlemeliyiz; çünkü daha önce de beklememizden ötürü kaçırdığımız, kırmızıya yakalandığımız anları bir daha yaşamamalıyız.

Şu an aklımdan Huzur Apartmanının 1. Katında ortak yaşadığımız evin kapısını kapatışım geliyor. Verilen onca söze rağmen üstte sayılan nedenlerden dolayı bir daha o kapının diğer tarafına adım atılamıyormuş.

Bugün bana sorduğun "Hiç eski (kız) arkadaşlarını hatırlamıyor musun?" sorusuna verdiğim olumsuz cevabın nedeni de bu aslında. Hayır, hatırlamamayı ve çoğu kez unutmayı yeğliyorum.Çünkü bir daha diğer tarafa çok zor geçiliyor ve hatta geçilmiyor. Bitti mi bitiyor. Bir başka deyişle, IT's over!I'm done! demek kalıyor sadece.

Hayat bir şekilde İstanbul'da devam ediyor, her ne koşulda olursa olsun. Yalnız veya bir başka kişiyle beraber. Zor veYA kolay.

Ve yine karar verme zamanı gelip de yaklaşıyor. Kısacası "Aynı ben! Fakat farklI kavşaklar!" Her sistemde olduğu gibi biz de kendi konumumuza, yerimize alışmalıyız artık. Ve doğanın kanunu gereği alışacağız!

HERŞEY İÇİN ÇOK SAĞOL!Hayırlı tezkereler!

lmc

5 Haziran 2011 Pazar

"SİVİL"leşme ÇABASI

Kısa dönem askerliğimin ardından yine devam ediyor hayat kaldığı noktadan.

Ediyor etmesine de insan yine de özlüyor şöyle eski günleri(yanlış anlaşılmasın askerlik değil özlediğim)

Bu şehir daha kalabalık ve daha çirkin geliyor gözüme.
Kendimi daha kasıntı, tutuk ve duygusuz hissediyorum.
Çevremin daha bencil olduğunu gözlüyorum.

Hedeflerim, hayallerim ve yapmak istediklerim bir kenarda öylece duruyor. Zihnimde anlayamadığım bir düğüm var, sürekli bu düğümü çözmeyle meşgul zihnim. Hiç uykum olmamasına rağmen öylece yatmak istiyorum yatakta.

Zihnimdeki sesleri biraz olsun bastırabilmek için aldığım ses sistemi hala salonun bir köşesinde açılmayı bekliyor. Bugün bir denemede bulunmama rağmen nedense ellerim ve ayaklarım yardım etmediler bana onu kurmaya.

Bazen hiçbir işi yapmak istemeyişimdeki ya da şöyle saatlerce bir yerde oturup kalma isteyişimin nedeni ne olabilir? Bir kişinin kendi yakınının gözleri önünde ölümünü izleyişinden sonra olduğu yerde dakikalarca hareketsiz kalmasının altında yatan nedenle aynı mıdır acep?

Evet, hatırlıyor gibiyim. Gözlerimin önünde yapılan haksızlıkları, manevi baskıları ve insanların kafalarında kurduğu plan ve taktiklerle diğer insanlar üzerinden geçinme çabalarını...6 ayın bir özeti bu söylenen. Ve yine yukarıdaki örnekte olduğu gibi bütün bunlar olurken öylece izleyişim oturduğum yerden hiç ses çıkarmadan ve haykıramamak "Burada ne oluyor? Siz ne yapıyorsunuz?" diyemeden.

Hepsi gerçekti. "Kutsal bir yapı"(!)nın çatısı altında yaşanan ve girmeden önce hayattan daha zalim olmadığına inandığım, sözlü şiddetin bu denli fazla olabileceğine ihtimal vermediğim bir yerde gerçekleşen olayların hepsi gerçekti.

Şimdi oturduğum yerden ne kadar haykırmak istesem de boşa bir çaba.

Hani insanları olgunlaştırdığı söylenir ya bu vatan borcunun, aksine insanları odunlaştırıyor. Gözlerinizin önünde ceryan eden nahoş olaylara emir-komuta altında tepki verememek insanın kendine olan saygısını azaltıyor, herhangi bir nesneden farklı olmadığını düşündürtüyor.

Hayat ne kadar devam etse de bu sebeple insanın sivile dönmesi biraz gecikiyor, herhalde bu nedenle de bu kadar sancılı oluyor. Fiziksel olarak sivilde olsam da akıl ve duyguların koşullanmış olması nedeniyle hala SİVİLleşme çabasında oluyor insan.

%100 sivile dönebilmek, nefes aldığımı hissedebilmek ve eksik olanın tamamlanması dileğiyle...