30 Ocak 2010 Cumartesi
16 Ocak 2010 Cumartesi
Karanlık bir günün akşamında içine kadar işliyen soğuğa, karanlığın gölgesinde kalan yüreğine ve aklına inat oturdu yine bilgisayarın başına.
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”
Kendi kendine söylenirken iki gündür tutulmuş olan bedeni tepkisiz halde kalakalmıştı. Geçmişin yanlışlarını, hatalarını taşımadan ilerlemek istiyordu bu hayatta. Biliyordu kendisini. Nice zaman bu raddeye kadar gelmiş cesaret edememişti işte. Şimdi yine sessizce o zamanlardan birini yaşıyordu.
Tek suçu belki insanlara inanması, sonuna kadar güvenmesiydi. Hele karşısında sevdiği birisi oldu mu ne çabuk üstünü örtüyordu yaşanılan acı olayları. Sevmezdi insanlara kırgın olmayı, dayanamazdı insanları üzmeyi. Kendi üzülür yine de hüzünlere boğmazdı çevresindekileri.
Yarası daha derinleşip kan ılık ılık akmaya başladığında, göz pınarlarının çeşmesi açıldığında ve gönül yorgun olduğunda söylenirdi işte kendi kendine. Tanrıya bir duaydı bu belki de. Yapamadığı şeyleri havale edeceği, olmazı olur kılacak bir varlık olmalıydı bu hayatta. O varlık korurdu onu kötülükten, atmazdı ruhunu çamurlu sulara, karanlıkta bırak(a)mazdı hiçbir zaman onu. Çocukluğundan beri hep buna inanmıştı oysa. Görünmez bir el zaman gelir onu pohpohlar, yeri gelir onu kaldırır, an gelir onu çıkartırdı düştüğü kör kuyulardan.
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!”
Kendi kendine söylenirken iki gündür tutulmuş olan bedeni tepkisiz halde kalakalmıştı. Geçmişin yanlışlarını, hatalarını taşımadan ilerlemek istiyordu bu hayatta. Biliyordu kendisini. Nice zaman bu raddeye kadar gelmiş cesaret edememişti işte. Şimdi yine sessizce o zamanlardan birini yaşıyordu.
Tek suçu belki insanlara inanması, sonuna kadar güvenmesiydi. Hele karşısında sevdiği birisi oldu mu ne çabuk üstünü örtüyordu yaşanılan acı olayları. Sevmezdi insanlara kırgın olmayı, dayanamazdı insanları üzmeyi. Kendi üzülür yine de hüzünlere boğmazdı çevresindekileri.
Yarası daha derinleşip kan ılık ılık akmaya başladığında, göz pınarlarının çeşmesi açıldığında ve gönül yorgun olduğunda söylenirdi işte kendi kendine. Tanrıya bir duaydı bu belki de. Yapamadığı şeyleri havale edeceği, olmazı olur kılacak bir varlık olmalıydı bu hayatta. O varlık korurdu onu kötülükten, atmazdı ruhunu çamurlu sulara, karanlıkta bırak(a)mazdı hiçbir zaman onu. Çocukluğundan beri hep buna inanmıştı oysa. Görünmez bir el zaman gelir onu pohpohlar, yeri gelir onu kaldırır, an gelir onu çıkartırdı düştüğü kör kuyulardan.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)