Yeni yıla girmeye az bir süre kalırken dört bir âleme duyurmak istedim isteklerimi, dileklerimi
Geçenlerde bir internet sitesinde kendi burç yorumumu okurken 2010da en zor anlaşacağım kişilerin Yay burcu olacağı şeklinde bir yorum vardı. Hey Yay Burcu arkadaş(lar)ım bu yorumu doğru çıkartmazsın(ız) inşallah. Bazı kötü yanlarınızı görsem dahi sizleri her zaman çok iyi anımsıyorum. Kardeşim seni buna dâhil etmiyorum bile.
İkincisi isteğimi Sertab Erener’in ağzından, sesinden duymanızı çok istiyorum. Buraya sadece şarkısının sözlerini yazıcam. Dileyen bulacaktır o güzel şarkısını.
“Aşk beni bulabilir de, uzakta olabilirdi de,
Samimi oluyor derken tuzaklar kurabilir de”
Kim bilir bulur belki ne dersiniz? 2010da yavaş, emin, kararlı, doludizgin bir beraberliğe adım atmak dileğiyle.
Üçüncüsü bir arkadaşımın uzun bir süre önce söz verdiği; ama hala yapmadığı bir dilek(artık temenni oldu). Kendisi benim yüzümden olmadığını iddia etse de benim ondan daha fazla bu konuda cesaretim olduğundan haberdar değil. Tecrübem de yok değil hani. Bu sana geliyor olm. Hayatım(ız)a biraz renk katmak 2010da bu kadar da zor olmasın. İkimizin de eğleneceği, zevk alacağı ne varsa onlar yaşansın. Sadece ****** ve ******** ihtiyacımız var. Sen anladın onu. Kafaları daha fazla kırma dileğiyle.
Dördüncüsü emeğimin boşa çıkmadığı, başarı dolu bir kariyer hayatı. Bakalım göricez. Performans değerlendirmeleri de buna dâhil kabul ediyorum. Tamam, arkadaşım senin de performans değerlendirmen buna dâhil.
Beşincisini Müslüm Gürses hatırlattı. “Bugün benim doğumgünüm” Doğum günümü untumayan arkadaşlar dileğiyle.
Esasında bu kadar değil, aklıma gelirse yazarım. Bunu okuyan sen senin de aynı isteklerinin olduğunu biliyorum. Hepimizin istekleri olur inşallah; bu yazıya yorum yapılır herhalde. Yorum yap.
Yorum yapmazsan
Bunu yazan tosun, .... :)
31 Aralık 2009 Perşembe
21 Aralık 2009 Pazartesi
Değişmez...Değişilmez...
Nereden başlamalı, nerede bitirmeli. Belki nokta bile koymamalı cümlelerin sonuna, durmalı bir yerde, parantez açmalı bir daha hiç kapanmamak kaydı ile ya da biraz soluk almalı virgül konularak istendiği zaman.
Sokak ortasından geçen Bozacının gür sesiyle duraklanmalı, bozacıya bir göz atıp geri dönülmeli yine başına oturmalı yazının. Televizyonda bir müzik kanalı açılmalı, kendi duygularına ortak olan hüzünlü kelimelerin gölgesinde buğulanan gözlere inat devam edilmeli.
Zaman sınırına aldırmadan, ilerisini berisini düşünmeden kaleme alınmalı söz konusu yazı. Boşvermişliğin verdiği rahatlık hissedilmeli sözcüklerde. Biraz da ümitsizlik olmalı yazının orta yerinde. Yön verememenin, şekillendirememenin, değiştirememenin ve değişememenin verdiği ümitsizlik.
-----------o-----------------o----------------------------
Tren geldiğinde baş vagona doğru hala yürüyordu. Üzerinde bir yorgunluk, içinde bir can sıkıntısı. Açılan ilk vagon kapısından atıverdi içeri kendini. Gözünü ilk çarpan boşluğa iliştirdi sıska bedenini. Derin bir soluk aldı önce. Yoğun geçen günün son sıkıntılarını da attı o solukla kendi içinden. Metroya her binişte aklına gelen düşünce çakıverdi o anda. Metro vagonunda yaşayabilirdi her daim eğer istediği istasyonda inme şansı tanınırsa kendisine. Ne hareketli bir hayatı olacağını tahayyül etti bir anda. İnenler, binenler, tam binecekken yüzüne kapı kapananlar, kapıda sıkışanlar, anonslar, ara bağlantı tünellerinin ışıkları, kişiler, kişiler,kişiler, kısacası cümbüş içinde bir hayat. Hızlı bir hayatı olmasını dilerdi hep, dört nala bir yaşam yaşamak isterdi de nedense hep yavaş gelirdi ona bu dünya. Kim bilir belki trenin hızı etkisini gösterir dünyası daha hızlı dönerdi gencin.
Tam bunları düşünüyordu ki omzunda bir el hissediverdi genç adam. Tesadüf buydu ya işte. Uzun zamandır görmediği çift bir gözün hapsi altındaydı şimdi. (Keşke her hapis böyle olsaydı ya) Sanki her gün aynı saat aynı dakikada metroda buluşuyormuş gibi şaşırmadan gülümsedi arkadaşına. Koyu bir sohbet başladı kendi aralarında.
SOLUK ARASI
Sokak ortasından geçen Bozacının gür sesiyle duraklanmalı, bozacıya bir göz atıp geri dönülmeli yine başına oturmalı yazının. Televizyonda bir müzik kanalı açılmalı, kendi duygularına ortak olan hüzünlü kelimelerin gölgesinde buğulanan gözlere inat devam edilmeli.
Zaman sınırına aldırmadan, ilerisini berisini düşünmeden kaleme alınmalı söz konusu yazı. Boşvermişliğin verdiği rahatlık hissedilmeli sözcüklerde. Biraz da ümitsizlik olmalı yazının orta yerinde. Yön verememenin, şekillendirememenin, değiştirememenin ve değişememenin verdiği ümitsizlik.
-----------o-----------------o----------------------------
Tren geldiğinde baş vagona doğru hala yürüyordu. Üzerinde bir yorgunluk, içinde bir can sıkıntısı. Açılan ilk vagon kapısından atıverdi içeri kendini. Gözünü ilk çarpan boşluğa iliştirdi sıska bedenini. Derin bir soluk aldı önce. Yoğun geçen günün son sıkıntılarını da attı o solukla kendi içinden. Metroya her binişte aklına gelen düşünce çakıverdi o anda. Metro vagonunda yaşayabilirdi her daim eğer istediği istasyonda inme şansı tanınırsa kendisine. Ne hareketli bir hayatı olacağını tahayyül etti bir anda. İnenler, binenler, tam binecekken yüzüne kapı kapananlar, kapıda sıkışanlar, anonslar, ara bağlantı tünellerinin ışıkları, kişiler, kişiler,kişiler, kısacası cümbüş içinde bir hayat. Hızlı bir hayatı olmasını dilerdi hep, dört nala bir yaşam yaşamak isterdi de nedense hep yavaş gelirdi ona bu dünya. Kim bilir belki trenin hızı etkisini gösterir dünyası daha hızlı dönerdi gencin.
Tam bunları düşünüyordu ki omzunda bir el hissediverdi genç adam. Tesadüf buydu ya işte. Uzun zamandır görmediği çift bir gözün hapsi altındaydı şimdi. (Keşke her hapis böyle olsaydı ya) Sanki her gün aynı saat aynı dakikada metroda buluşuyormuş gibi şaşırmadan gülümsedi arkadaşına. Koyu bir sohbet başladı kendi aralarında.
SOLUK ARASI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)